Clinton bir gün Bağdat a gider, Saddam ın karşısına oturur. Bir bakar ki Saddamın koltuğunda 2 tane düğme var ve bunlar ne diye sorar;
Saddam:
- Bak göstereyim birincisine basmış alttan bir el cıkmış clintonu gıdıklamaya başlamış saddam güler ikinci düğmeye başmış bir el çıkıp clintona vurmaya başlamış saddam kahkahalara boğulmus. Peki demiş clinton haftayada bizim oraya amerikaya bekleriz. Bu kez Saddam amerikaya gider. Clintonun masasında 2 dügme, Saddam sormuş bunlar ne işe yarar;
Clinton: Kak göstereyim der düğmenin birine basar clinton başlar gülmeye Saddam şaşkın ne oldu diye, Clinton ikinci düğmeyede basar Clinton gülmekten ölecek durumdadır. Biraz sonra saddam müsade ister
- Ben artık bağdat a geri döneyim.
Clinton:
- Bağdat? Na Bağdat ı?
Beyazsaray daki oval bürodayız. Bill çalışıyor. Monica onu seyrediyor. Bu sırada
telefon uzun uzun çalar ama sekreter hanım hiç oralı olmaz. Sinirlenen Bill :
-Telefona niçin bakmıyorsun?..diye sorunca Monika :
-Neden bakacakmışım ki…Nasıl olsa her seferinde seni arıyorlar!
-Vali köylerden birisine gezmeye gitmiş. Köye valinin geldigini duyan Mehmet dayı acele köy meydanına koşarak gelir.
-iyi BiR TEMANNAH ÇEKTiKTEN SONRA sayın valim ne olur bizim eve gidelim der.
-Valiyi zorla eve götürür. Eve gelir gelmez dama bir merdiven dayar valim yukarıya çıkalım der valiyi dama çıkarır başlar dolaştırmaya vali merakla sorar: Beni niçin dolaştırıyorsun diye.
-Sayin Valim der köylü devletin ayak bastıgı yerde ot bitmez derler benim damda her yağmurda akıyor bundan sonra inşallah akmayacak der!
-Türkiye nin başbakanı Ecevit, Pakistan ve Hindistan ın başbakanları ile aynı uçakta seyahat ediyorlarmış. Bir müddet sonra hızla irtifa kaybeden uçak bir köye düşmüş. Nasıl olduysa bu üç başbakan enkazdan tek başlarına sağ kurtulmuşlar. Akşam yakın olduğundan bir eve sığınıp ertesi gün başlarının çaresine bakmayı düşünmüşler. Bir kapı çalmışlar.
-Kim o?
Kendilerini tanıtıp, bize yatak verir misiniz? demişler.
-Veririm; ama iki kişilik yerim var, biriniz ahırda yatacak.
Hindistan başbakanı:
-Ahırda ben yatarım, demiş.
Bir müddet sonra kapı çalınmış. Çalan Hindistan başbakanı imiş.
Hindistan başbakanı;
-Ahırda inek var, o benim için kutsal, yanında yatamam
Bunun üzerine ahıra Pakistan başbakanı gönderilmiş. Bir müddet sonra yine kapı çalınmış.
Pakistan Başbakanı;
-Ben müslümanım,ahırda domuz da var. Domuz benim dinimde pistir,deyince çaresiz bizim ECEVİT gitmiş bu sefer.
-Bir müddet sonra yine kapı. Bu sefer gelen ahırdaki bütün hayvanlarmış.
Hep bir ağızdan:
BİZ BU ADAMLA AYNI YERDE YATMAYIZ!
Birgün bir amerikalı milletvekilini bir odaya almışlar ve sormuşlar:
- Karınmı yoksa devletin mi?
Amerikalı düşünmeden cevaplamış:
- “Devletim”
Ordakiler:
- O zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur.
Adam sıkılmış terlemiş ve sonunda dayanamıyarak:
- Yapamayacağım demiş.
Daha sonra bir türk milletvekilini aynı odaya almışlar. Aynı soruyu sormuşlar:
- Karınmı yoksa devletin mi?.
Millet vekili hiç düşünmeden:
- Devletim.
- O zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur.
Odadan önce bir silah sesi sonra bir cam sesi gelmiş.
Çıkınca sormuşlar:
- Ne oldu?
- Sizin verdiğiniz silah kurusıkı çıktı bende karıyı camdan aşağı attım.
Öğretmen;Sosyal bilgiler dersinde çocuklara bir ödev verir,
-Herkes ailesine sorup demokrasinin tanımını özet halinde çıkaracak ve ezberleyecek
-Çocuk;Eve gelir Babasına sorar,
-Baba Demokrasi nedir?
-Babası yanıtlar,
-Önce bilmen gereken terimler var.Bak şimdi.
Ben bu eve para getiriyorum ben LİBERAL sınıfıyım.Hizmetçimiz bizim rahatımız için çalışıyor ayrıca geçimini sağlıyor,o işçi SINIFI,annen DEVLET bütün içişlerinden o sorumlu,sen HALKSIN hepimiz senin için çalışıyoruz,beşikteki kardeşinse GELECEK,şimdilik bunları bil sabah sana anlatıcam,
-Gece olur çocuk babasının anlattıklarını düşünürken birden hizmetçinin odasından sesler gelir.Çocuk kalkar ve gizlice içeri bakar.Birde ne görsün?Babası hizmetçinin üzerine çıkmış gidip geliyor.Hemen annesinin yanına gider ama nafile.Annesi horul horul uyumakta.Bu sırada kardeşi ağlamaya başlar yanına gider ve kardeşini beşiğinde altına sıçmış bir şekilde bulur.
Ne yapacağını şaşırır ve yatar.
-Sabah kahvaltıda babası:
-Tanımları ezberlediysen şimdi sana anlatıcam DEMOKRASİYİ der.
Çocuk:
-Sen zahmet etme babacım.Ben çok iyi öğrendim.LİBERALLER İŞÇİ sınıfını becerirken DEVLET uyuyor HALK endişeli GELECEK se b*k içinde !
ABD Başkanı, İngiltere Başbakanı ve Türkiye Başbakanı bir gün bir toplantıda bir araya gelmişler.
Başkan Bush un yeni talimatı:
- Üzerinde resmim olan pul bastırdım, bundan böyle başkanlığın bütün mektuplarında bu pullar kullanılacak.
Bir süre sonra görülmüş ki pullar zarfa bir türlü yapışmıyor.
Başkan Bush küplere binmiş ve yetkilileri çağırıp sormuş;
- Üstünde resmim olan pullar yapışmıyor, arkalarına zamk sürmediniz mi?
- Sürdük efendim, demiş yetkili ve eklemiş;
- Yapışmamasının nedeni, herkesin pulun arka yüzüne değil de ön yüzüne tükürmesi efendim…”
Aydın ın köylerinden birinde köylüler her zamanki gibi oturmuş TV seyrediyorlarmış. O sırada TV de Ecevit çıkmış. Mustafa abi onu görünce az ekmeğimi yemedi zamanında şimdi bi hal hatır sorduğu yok demiş.
Köylüler atma Mustafa abi demişler.
Mustafa abi de inanmıyorsanız gidelim size göstereyim demiş. Köylüler atlamışlar bi otobüse tutmuşlar Ankara nın yolunu. TBMM nin önünde beklerlerken Ecevit çıkmış dışarı Mustafa abiyi görünce hemen gelmiş yanına elini öpmeye kalkışmış. Nasılsın abicim kusura bakma işler yoğun sana gelemiyoruz demiş. Köylüler şaşırıp kalmışlar.
Sonra bi gün yine kahvede TV seyrederlerken o zamanki cumhurbaşkanı Demirel çıkmış TV ye Mustafa abi yine aynı şeyleri söylemiş. Köylüler Ecevit belki akrabasıdır bunu da tanıyacak değil herhalde diye yine tutmuşlar Ankara nın yolunu. Yine Demirel mustafa abi yi görünce elini öpmeye kalkmış. Köylüler mustafa abiye büyük saygı duymaya başlamışlar.
Derken bi gün TV ye dönemin ABD başkanı Clinton çıkmış. Herkes susmuş Mustafa abiye bakmış. Mustafa abi yine elimde büyüdü diye başlamış konuşmaya. Köylüler yuh artık o kadarda olamaz demişler.
Toplanıp borç harç ABD ye gitmişler. Beyaz Sarayın önüne geldiklerinde korumalar sadece mustafa abinin içeri girmesine izin vermişler. O da köylülere siz aşağıda bekleyin biz size balkondan el sallarız demiş. 10-15 dakika sonra balkonda iki kişi belirmiş. Köylüler suratları tam seçemiyorlarmış. O sırada oradan geçmekte olan Micheal jordan a senin boyun uzun şu balkonda el sallayan kim bi bakıver demişler.
jordan bi süre bakmış sonra valla el sallayanı bilmiyorum ama yanındaki bizim mustafa abi demiş.
Uluslararası cerrahlar konferansı bittikten sonra bir Amerikalı,
bir İngiliz bir de Türk cerrah beraber birşeyler içmeye giderler.
İngiliz başlar anlatmaya
“Geçen gün bir iş kazası geçirmiş birini getirdiler.Adam presin içine sıkışmış. Sadece sol küçük parmagı vardı. Bizim elemanlarımız öyle iyi çalıştılarki ki önce parmağa bir el, sonra kol, sonra da vucut yaptılar. Adam taburcu olunca o kadar verimli bir işçi oldu ki onun yüzünden 5 işçi işsiz kaldi”
Amerikali söz alır:
“Bana ise geçen gün bir saç getirdiler. Adam nükleer reaktörün icinde kalmis. Sadece saçı vardi. Oldukca iyi bir
calisma ile once saca bir baş, sonra vucut vs. yaptik. Adam taburcu oldugunda o kadar verimli oldu ki onun yuzunden 20 kisi issiz kaldi”
Türk söz alır,
“Geçen yolda gidiyordum. Bir osuruk kokusu aldım. Hemen osuruğu bir çantaya doldurdum. Labaratuara gidip o osuruğa uygun bir göt deliği yaptık. Sonra deliğe uygun bir göt yaptık. En sonunda göte uygun bir vucud yaptık. Ortaya bir ADAM çıktı. Adamın adı Ecevit ti. O kadar verimli oldu ki bütün ülke şimdi onun yüzünden işsiz!”